Geçmiş ve Gelecekte Değil Şimdide Yaşamak

Düşüncelerimizin büyük çoğunluğu ya henüz ortada olmayana ya da geçmişte yaşanılanlara yöneliktir. Çünkü zihin henüz olmakta olanla değil de olmayanla ya da olmuş bitmişle ilgilenmeyi daha çok sever. Daha doğrusu zihin sanki geçmişle gelecek arasında gidip gelmeyi kendine vazife sayar. Üstelik de bu gidiş gelişler sırasında nasıl becerir, nerede bulup çıkarır bilinmez ama sıklıkla olumsuzluklar üzerinde odaklanır. Kuşkusuz geleceğe yönelik olumlu hayallerimizi inatla sürdürdüğümüz zamanlar da olacaktır hayatımızda. Ancak genelde bu hayaller yerini kolaylıkla olumsuza bırakmaya hazırmış gibi dururlar nedense, hele de karamsar, biraz vesveseli, kuruntulu ya da evhamlı kişilikte olanlarımız için. Zira bazılarımız gelecekle ilgili olumlu ve iyi düşler kurarken bazılarımız da adeta olumsuzluk üzerine odaklanır ve henüz olmayanla ilgili olarak kötü senaryolar yazarız. Hatta öyle ki eğer gelecekle ilgili olumsuz bir üretimde bulunmamıza katkı sağlayacak bir ipucumuz yoksa ve o sırada yaşadıklarımız ümit verici bir geleceğe işaret ediyorsa, bu defa geçmişe dönerek mutlaka olumsuz bir şeyler bulup çıkartırız.

Bunu neden yaparız acaba?

Nedenler çok çeşitli… Ancak en önemli neden; henüz hayatla ilişkimizi nasıl kuracağımızı öğrenmeye çalıştığımız süreçte bazen korkutularak bazen aşırı derecede korunup kollanarak bazen de aksine tamamen kendi halimize bırakılarak büyütüldüğümüzde temel güven duygusunu yeterince geliştirememiş olmamızla ilgilidir. Üstüne üstlük bu durum içinde bulunduğumuz toplumsal yapının bize güven telkin etmemesiyle daha da pekişecek ve her yaşanılana kuşkuyla, tedirginlikle bakmamıza yol açacaktır. Böylece de zihnimiz yaşanmış bir geçmişle ve henüz ortada olmayan bir gelecekle ilgilenecek ve içinde bulunduğu anı yaşamayı engelleyecektir.

Aslında zihin bu gidip gelmelere hevesli gibi görünüyor olsa da bir yandan da bu durum onu rahatsız etmektedir. Çünkü ilk anda ortada olmayanla ilgili fikir üretmek boş keseden atmaya benzediğinden kolay gibi görünse de bu kolay durum zihni sürekli olarak meşgul ettiğinden aynı zaman da yorucudur da. Nasıl ağzınızda lokma olmadığı halde çiğneme davranışını yapmak bir süre sonra çenenizi yorarsa benzer biçimde zihnin geviş getirmesi hali olan boşa düşünme de anlamsız ve amaçsız olduğunda boş yere enerji tüketimine yol açarak insanı yorar. Enerjinin boş yere olması, düşüncelerin gereksiz yere üretilmeleri nedeniyle herhangi bir işe yarar sonuç sağlamamaları ile ilgili olduğunda ortaya çıkar. Yoksa insan olmayanla ilgili olarak ürettiği düşüncelerle birçok şeyi oldurabilir de. Örneğin; Yapılması planlanan bir konu üzerinde çalışma, zihni hazırlık gerektiren durumlar, sorun çözme gibi amaca yönelik olarak düşünme pek tabii ki yaşam için gereklidir. Burada anlatılmak istenen henüz ortada olmayan beklentiler, bir amaca hizmet etmeyen kuruntular, anın gerisinde kalan ve bu nedenle değiştirilemeyecek olanla ilgili düşünceler ve daha çok da “keşke”li ya da “meli/malı” biçimindeki düşüncelerdir.

Geçmiş ve gelecek elbette zihnimizi meşgul eder ve geçmişte yaşanılanların zihnimize getirilerek olanlardan dersler çıkarmamız hem de geleceğe yönelik olarak düşünmemiz, tedbir alabilmemiz için iyi bile olabilir. Ancak, henüz ortaya çıkmadığı için olmayanla ve olup bittiği için de artık değiştirilemeyecek olanla zihnin sürekli meşgul edilmesi enerji tüketimimizin yanı sıra zihin kontrolünde de zorluklara yol açar. Bu nedenle zihnin daha çok içinde bulunulan an’la ilgili olarak meşgul edilmesi varsa soruna ilişkin düşünülmesi ve daha sonrayla ilgili olarak da gerçekçi bir temele dayanan ancak ayrıntıyı çok fazla içermeyen sade planlamalar yapılması çok daha yararlı olur.

Her insan, zihninin hangi durumlarda ne kadar yorulduğunu daha iyi bilir ve zihinsel yorgunluk henüz başlamadan sinyallerini zaten verir. İşte o sırada insan dikkatini az önce ya da o an düşündüklerine verirse bu düşüncelerinin ne kadar gereksiz olduğunu da fark eder. İnsan bu farkediş sırasında hiç değilse o andan başlayarak gereksiz olanlar üzerinde düşünmeyi durdurursa daha fazla zihni sorun yaşamasının önüne geçebilir.

Zihin gereksiz olanlar üzerine değil de gerekli olanlar üzerine düşünmeyi becerir ve daha da iyisi süreç içinde gereksizlerin zihne gelmesine engel olmayı öğrenirse an’a odaklanmayı da becermiş olur. Engel olma çalışması bir süre sonra alışkanlığa dönüşeceğinden herhangi bir zihinsel çaba gerektirmez ve zamanla otomatik olarak gereksiz girişlerin önüne geçilir, yani bir tür zihinsel filtre inşa edilmiş olur.

Dr. Yüksel Demirel

Psikolog/İletişimci


BebekKokusu
http://www.bebekkokusu.com/