Kadınlar, Erkekler ve Duyular

Bebeklik döneminde kızlar seslere, erkekler ise görüntülere daha duyarlıdır.

- Bu nedenle, kadınlar bebeklik çağından başlayarak sözlerin duygusal içeriğini erkeklerden daha iyi ayırt ederler; sese ve ses tonuna daha duyarlıdırlar. Şarkı söylemeye erkeklerden daha yatkındırlar .
- Erkekler parlak ışıkta, kadınlar karanlıkta daha iyi görürler.
- Kadınların görme alanı daha geniştir, bu nedenle bir resmin bütününü daha iyi algılarlar.
- Dokunma duyusu kadınlarda daha iyi gelişmiştir. Dokunmaya en az duyarlı kadın, en duyarlı erkekten daha duyarlı bulunmuştur.
- Tat duyusu da farklılık gösterir: Kadınlar acı tatlara, erkeklerse tuzlu tatlara daha duyarlıdır.

Genel olarak kadınların tatları algılamakta daha duyarlı oldukları kabul edilir. Bu durumda ünlü aşçıların erkekler arasından çıkması nasıl açıklanabilir?

Belki de bu kişilerin tat alma merkezi sıradan erkeklere göre daha duyarlıdır. Kadınların koku alma duyuları erkeklerden tartışmasız daha üstündür. Kadınlardaki kokuya duyarlığın ovulasyon öncesinde artması ilginçtir.


Kadınların duyusal alandaki bu üstünlükleri, neredeyse doğaüstü denebilecek “sezgi” lerinin de kaynağı olsa gerek. Kadınlar ses tonlarından ya da yüz ifadelerinden, anlamlardaki önemli nüansları ayırt etmekte erkeklerden daha üstündür. Erkekler bazan kadınların kendilerine söylenen şeylere gereksiz ya da aşırı tepki gösterdiklerinden yakınırlar. Oysa kadınlar, erkeğin söylediğini sandığı şeyden çok daha fazlasını duymaktadır.


Beynin farklı bölgelerinin farklı işlevleri üstlendiğini biliyoruz. Örneğin beynin sol yarıküresi mantıksal ve birbirini izleyen düşünce süreçlerini (konuşma, okuma, yazma) denetler; sağ yarıküre ise uzaysal ilişkileri (yön bulma), soyut düşünce süreçlerini ve duygusal tepkileri denetler.


Landsel’e göre kadınların konuşma ve uzaysal yetileri beynin her iki yarıküresi tarafından denetlenmektedir, oysa erkeklerde bu yetilerin yerleşim bölgelerinin sınırları daha keskindir; sözel yetiler sol yarıkürede, uzaysal yetiler sağ yarıkürede bulunur.


Beyin ne ölçüde dişi ise beyin işlevleri de o ölçüde yayılmıştır. Kadınlarda duygusal işlevler her iki yarıkürede, erkeklerde ise sağ yarıkürede yerleşmiştir.

Bu durum kadınlara, duygusal mesajları her iki yarıküreleriyle algılama avantajı sağlar.

Beynin iki yarıküresi arasındaki bilgi alışverişini sağlayan corpus callosum kadınlarda erkeklere göre daha gelişmiştir, bu da kadınlarda iki yarıküre arasındaki iletişimin daha yoğun olduğunu gösterir.

Kadınların ses tonu, bedensel devinim ve yüz ifadelerindeki duygusal nüansları algılamakta, görsel ve sözel bilgileri bütünleştirmekte erkeklerden daha başarılı olmaları da bununla açıklanabilir.


Erkeklerle kadınların duygusal tepkileri farklıdır. Erkeklerin duyguları beynin sağ yarıküresinde saklanır; oysa duyguları ifade etme yetisi sol yarıkürededir.

Erkeklerde iki yarıküre arasındaki iletişimin kadınlara göre daha sınırlı olması nedeniyle sol-sözel yarıküreye bilgi akışı daha kısıtlıdır; bu da erkeklerin duygularını ifade etmelerinde güçlük çekmelerine yol açar.Kadınlarda beynin duygusal (sağ) tarafı, sözel (sol) tarafıyla daha çok örtüşür; bu nedenle, kadınlar, duygularını sözle daha kolay ifade edebilir, ancak duygularını mantık süzgecinden geçirmekte güçlük çekebilirler.

Erkekler duygularını gizleyebilmek ve gizemli olmak konusunda da kadınların yanında çok sönük kalırlar. Bir kadın içinse gizemli olmak, erkeğin fazla şey bilmesini engelleyip böylece arzusunun sürmesini güvenceye almak demektir.


Bütün bu bulgular erkeklerde ve kadınlarda beyin işlevlerinin farklı olduğunu ortaya koymaktadır. Bu farklılığın nedeni beynin ana rahmindeki gelişimi sırasında etkinlik gösteren cinsiyet hormonlarıdır. Böylece bebekler, ana rahminde kendi kaderlerini belirleyerek, erkek ya da dişi bir beyinle doğarlar. Bir insanın duyuş, düşünüş ve davranışlarını belirleyen de onun beyin yapısıdır.


Fetus, döllenmeyi izleyen 6-7 hafta içinde “kendi kararını verir” ve ondan sonra beyin erkek ya da dişi yönünde yapılanmaya ve örgütlenmeye başlar. Zihnin niteliğini belirleyen de işte bu gelişmelerdir.


Genel olarak beynin doğal kalıbının (arketip) dişi olduğu düşünülmektedir; bu nedenle fetusun genetik yapısı dişi ise beynin temel yapılanmasında önemli bir değişiklik olmaz. Erkek fetusta ise, erkeklik hormonlarının devreye girmesiyle, beyin köklü bir değişim geçirecektir.Erkek fetus, erkek cinsel organlarının gelişmesini başlatmak için yeterli, ancak beynin erkekleşmesini sağlayacak düzeylere ulaşmayan erkeklik hormonuna sahip ise bu durumda erkek bedeninde dişi bir beyin doğacaktır (transsexuality). Benzer biçimde dişi fetus, ana rahminde fazla miktarlarda erkeklik hormonuyla karşılaşırsa dişi bir bedende erkek bir beyin doğar.


O halde beyin cinsel bir organdır demek yanlış olmaz.


Beynin cinsiyet kimliğinin oluşmasında biyoloji mi, psikososyal etmenler mi daha ağır basıyor? Erkeklik ya da kadınlık duygusu (cinsiyet kimliği, core gender identity) fetal hormonların beyindeki etkinliği ile dış genital organların bireyde ve toplumsal çevresinde yarattığı etkiler sonucu gelişir; ancak aslolan fetusun ana rahminde karşılaştığı erkeklik hormonlarının yoğunluğu va zamanlamasıdır. Beyin ana rahminde gelişmekteyken, sinirsel ağın nasıl yapılanacağını programlayan, hormonlardır.


Cinsiyet kimliği, çocuğun ana dilini öğrenmeye başladığı dönemde, yaklaşık 1,5- 2 yaşında belirir. Bu yaştaki bir çocuk, cinsler arası ayrımı bilişsel (kognitif) olarak kavramış ve kendisini kız ya da erkek olarak algılamaya başlamıştır.

 

 Prof.Dr. Yunus Emre Evlice


BebekKokusu
http://www.bebekkokusu.com/