Davranışlar Sözlerden Daha Yüksek Sesle Konuşur.

22675666.jpg
 22159032.jpg
 

“Çocuğuma binlerce kere ‘yapma’ diyorum, diyorum, diyorum... Yine yapıyor, yine yapıyor, daha çok yapıyor.”

Sigara paketlerinin üzerinde de ‘İçme, öldürür’ yazıyor, ama yaşamayı çok sevenler bile içmeye devam ediyor.

Hayvan belgesellerini, rahat kolutuğumuza kurulur izleriz, tek bir görüntü için kameramanın sırtından kaç yağmur, kaç kar geçtiğini düşünmeden! Kameraman; kendi anadilini bilen hayvanları bulamadığından, hayvanların davranışlarını görüntüleyebilmek için sabırla beklemesini bilmek zorundadır.

“Sirkteki aslanları terbiye ediyorlar, ben çocuğumu terbiye edemiyorum.” diye hayıflanır, dil ile, lisan ile, davranışların yola getirilmesinin hemen hemen imkansız olduğunu anlamayız. O aslanların lisan bilmediğini idrak edemeyiz. Onlar yapıyor ben yapamıyorum der de onlar nasıl yapıyorlar diye düşünmeyiz.

Amerikalı bir annenin, beş yaşındaki kız çocuğu amansız bir hastalığa yakalanır. Tedaviler, hastaneler, doktorlar ,hemşireler... Çocuk bunları görmek istemez, hastaneye gitmek istemez. Herkes çocuğa tatlı dil dökmek, onu ikna etmek için elinden geleni yapar. Çocuğun mutsuzluğu hiç etkilenmez.

Çaresiz anne, çocuğunun hastalığını na mı yansın, tedaviler sırasında acı çektiğine mi, üstüne üstlük tedavi öncesi çocuğunun yaşamakta olduğu strese mi, şaşırır. Çocuğu oyalamak için ona bir bez bebek diketr.

Bez bebek, çocuğun ebatlarındadır. Kıyafetlerinden başka, gözleri, kirpikleri, kaşları, ağzı, burnu, kulakları, saçları vardır. Ağzını açtığınızda dili, dişleri, küçük dili vardır. Göğsündeki bir fermuarı açtığınızda bez bebeğin kaburgaları onların altında akciğerleri ve kalbi vardır. Karnını açtığınızda midesi, mideyi açtığınızda içinde en son yediği yumurta vardır. Kollarının üzerindeki fermuarı çektiğinizde kasları, kemiği, ve hatta hemşire ablaların serum taktığı damarları vardır.

Anne ve çocuk bez bebeği aynı doktorların ve hemşirelerin kız çocuğunu tedavi ettikleri gibi evde tedavi ederler. Serum takar, boğazını muayene eder, sırtını dinlerler.

Çocuğun tedaviye gidişleri acısız, tepkisiz, sakin olmaya başlar.

Bu anne, çocuğunu amansız hastalıktan kurtaramamıştır, ama bez bebek yıllardır hastanelerde çocukları ağlatmadan tedavi edebilmek için hemşirelerin baş tacı olarak kullanılmakta nice çocuğun mutsuzluğunu dindirmekte rol üstlenmektedir.

Bez bebeği dikmek, “Tedavi olurken bir şeycik olmayacak. Sakın ağlama, Yavrum” demekten çok daha vakit alıcı, çok daha zor olmuştur. Olmuştur, ama yüzlerce kere ‘Ağlama' demenin yapamadığını yapmış çocuğun hastane ve tedavi endişesini yenmiştir. Davranışının altında yatan erek çocuğun tedaviye ağlamadan gidebilmesini sağlamıştır. Çocuğun ağlama davranışı, buz dağının sadece su üstünde kalan kısmıdır. Lisan bu görünen kısma hitap ettiği sürece başarılı olamamış, bez bebek buz dağının su altında kalan koca gövdesindeki endişeyi, anksiyeteyi ortadan kaldırmıştır.

Davranışların davranış ile tedavisi budur işte. Söz yok eylem vardır. Söz varsa da, davranışın suyun altında kalan buzdan koca gövdesine hitap edecek boyuttadır. Çünkü davranışlar onların dilinden anlayan davranış dilinden anlarlar. Tıpkı lisanları yok diye küçümsediğimiz, bizden daha geri canlılar olarak varsaydığımız aslanlar, balinaların davranış dilinden anladığı gibi.

Canlılar sosyaldir. Toplum halinde yaşarlar. Lisanları yoktur ama davranışları ile anlaşırlar.

Doç.Dr. Sabiha Paktuna Keskin
Pediatrist, Pediatrik Nörolog
Uluslararası Tıp
Çocuk Beyin Hastalıkları


BebekKokusu
http://www.bebekkokusu.com/