Bebek Kokusu.Com; Bebek, Çocuk, Anne, Baba, Sağlık, Hamilelik, Psikoloji, Beslenme, Sağlıklı Yaşam, Çocuk Oyunları ve Daha Bir Çok şey
Anasayfam Yap
Çocuk ve Aile Gelişimi - Biz Gelişirken
 

Paylaş Yorumla

Çocuklar Sorun mudur?

İnsanlar ikinci, üçüncü ya da bilmem kaçıncı evliliklerini yapabilmek için ekranlar aracılığıyla görücüye çıkarken bazı toplumsal gerçekler de gözler önüne seriliyor...

Çocukları Sorun Olarak Tanımlama Tuhaflığı

İnsanlar ikinci, üçüncü ya da bilmem kaçıncı evliliklerini yapabilmek için ekranlar aracılığıyla görücüye çıkarken bazı toplumsal gerçekler de gözler önüne seriliyor. Bu gerçeklerden biri; evlilik kurumunun artık kişilerin kendi başlarına ya da yakın çevreleri aracılığıyla gerçekleştirebildikleri bir kurum olmaktan çıkmasıdır. Çünkü insanlar giderek yalnızlaşıyor ve yakın çevre de neredeyse aile ile sınırlandırılacak kadar küçülüyor. Kentlerde artık komşuluklar yaşanmıyor. Yıllarca aynı yerde duvar duvara yaşayanlar bile birbirlerini tanımıyor ve evlerine girerken karşılaştıkları durumlarda dahi selamlaşmıyorlar.

Çalışan kesim ise çevre edinme konusunda biraz daha şanslı gibi görünüyor olsa da aslında onların durumu da diğerlerinden çok farklı değil. Zira iş yaşamı; rekabet, hırs, dedikodu, çekememezlik gibi pek çok etkenle çevre edinilmesini zorlaştırıyor. Diğer yandan çoğu insan; çevre edinmek ve bu iletişimi sürdürmek için istekli de davranmıyor. Çünkü çevre için hem zaman hem de para gerekiyor. Öyle ya, arkadaşlık için ara sıra bir araya gelmek, olmadı hiç değilse özel gün ve durumlar söz konusu olduğunda iletişime geçmek, gerektiğinde ziyaretlerde bulunmak, hediye almak, kutlamalar yapmak ya da acıları paylaşmak için bir araya gelmek gerekiyor. Üstelik paylaşılması gerekenler yalnızca arkadaşın kişisel olarak yaşadıklarıyla da sınırlı olmayıp onun yakın çevresini de içine almak durumunda. Dolayısıyla sahip olunan tek bir arkadaş bile aile bireyleri ile birlikte düşünüldüğünde yalnızca özel günlerin ve durumların paylaşılmasını varsaysak dahi en azından üç beş kişilik bir çevreyi kapsamış oluyor. Duruma böyle baktığımızda üç-dört arkadaş ve birkaç tanıdık bile kişi için ara sıra da olsa iletişimde ve paylaşımda olması gereken 20-30 kişi anlamına gelebiliyor. Yani, ölüm, doğum, sünnet, hastalık, evlenme, nişan, bayramlar, yılbaşı gibi özel durum ve günler dikkate alındığında zaman, emek ve para harcanması gerekiyor. Oysa günümüzde pek çok insan yaşadıkları ekonomik sorunlar nedeniyle evlerinden dışarı çıkarken gidiş dönüş yol parasını bile hesap etmek durumunda olabiliyor. Maaş zamanı geldiğinde de harcanacak para kuruş kuruş hesaplanıyor birçok insan için. Böyle bir gerginlik ve tedirginlik ortamında da kişiler kendileri ve aileleri ile ilgili sorunlar ve sevinçler dışında başkalarının yaşadıklarına ilgi duymuyor, duyamıyorlar.

Diğer yandan internet ve televizyona olan bağımlılık, yaşam koşullarının güçleşmesi, çalışan ebeveynlerin çocuklarına bile ayıracak zaman bulamazken diğer insanlarla iletişim kurmalarını engelliyor. Ayrıca arkadaşlık ve komşuluk ilişkilerinin sürdürülmesine yardımcı olan gelenek ve göreneklerin giderek kaybolması ve güvensizlik gibi çeşitli etkenler de yalnızlaşmaya yol açıyor ve artık komşular, ahbaplar aracılığıyla evlilikler kurulamıyor. Gençler belki evlenecekleri kişileri kendileri seçebiliyorlar ancak çoğu zaman onların ilk bakışta aşık olduklarını sanarak “iki gönül bir olunca samanlık seyran” anlayışıyla yaptıkları evlilikleri de pek sağlıklı olmuyor. Zira iki gönül samanlıkta yalnızca sararıp soluyor ve gönüller birbirinden uzaklaşıyor.

Giderek yalnızlaşmamız ve kendi içimize kapanmamız, televizyonun; eğlenme, dinlenme ve bilgi edinme aracı olarak hayatımızda çok büyük önem kazanmasına yol açıyor. Çok şükür ki en yoksulumuzdan en varsılımıza kadar çoğumuzun evinde iyi kötü bir televizyon var. İşten güçten geri kalan zamanımızı onun başında geçiriyoruz. Bu süreçte de televizyonda olup bitenlerden pek tabii olarak etkileniyoruz.

Başlangıçta “televizyondan eş mi aranır?” diye şaşıranlar, hatta daha öncesinden evlendirme bürosu kurdukları için haberlere konu olanları şaşkınlıkla izleyenler; şimdilerde ya kendileri için ya da kızları/oğulları için kanal kanal dolaşıyorlar. Yine başlangıçta sosyo-kültürel düzeyi düşük ve daha çok da yalnız ve yaşlı kesimin itibar ettiği bu programlar giderek her kesimden insanı ağırlıyor.

Neden yalnızca çevrenin yetersizliği ve evde kalma korkusu mu? Hayır… İnsanlar ekranlardan daha geniş bir kitleye ulaşma imkânı buluyor ve bu sırada da pek çok seçenekle karşılaşma şansını yakalıyorlar. O zaman da hayal edilene ulaşılması biraz daha kolaylaşıyor. Peki, hayal edilen nedir?

Kadınlar için varlıklı bir eş ya da hiç olmazsa başı sokacak bir evin sahibi, sigortası olan bir erkek. Adam akar mı, kokar mı, huylu mudur, huysuz mudur, hiç önemli değil. Aldım gitti!

Peki ya erkekler için?

Genç ya da orta yaşlı erkekler; fiziki görünüme, gösterişe dikkat kesiliyorlar. Yaşlı erkekler de fiziksel görünümü gözardı etmiyorlar ancak onların estetik tercihleri biraz farklılaşmış olduğundan bu seçim yetişkin ve gençlere göre büyük ölçüde değişiyor. Onlar; özellikle kendilerinden daha genç olanları tercih ediyorlar. Yaşın ilerlemiş olması nedeniyle ahiret korkusunun daha fazla yaşanmasıyla birlikte seçtikleri hanımların dini vecibeleri yerine getiren kişilerden olmasına da özellikle dikkat ediyorlar.

Ancak kadınlar, ağız birliği etmişçesine aradıkları eşle ilgili aynı cümleleri, klişeleşmiş sözleri tekrarlıyorlar.

Tamamına yakını tercih edecekleri kişi için “beni taşımalı” diyor. Bu sözle ne anlatmak istediklerini ise bilmiyorlar. Ezberlenmiş, başkasından duyulmuş olanlar aynen tekrar ediliyor. Kim kimi, ne diye, neresinde taşıyacaksa?

İkinci tercih edilen cümle ise “yanıma yakışmalı” oluyor. Kim kimi kime yakıştıracaksa?

Kadınların üçüncü cümlesi “adam gibi adam olmalı” oluyor. Bu söz de sizce çok tuhaf değil mi? Adam adamdır zaten. Nasıl yani? Diye sorulduğunda ise kadıncıklar bir şey diyemiyorlar, birkaç kem küm, o kadar…

Ancak…

Evi olmazsa olmaz! Bir ev olunca bitiyor işler. Geçim sıkıntısı kalmıyor ve o ev her nasılsa artık hatun kişinin evi oluveriyor!

Diğer yandan kadın, erkek, yaşlı ya da genç, eğitimli eğitimsiz hiç fark etmiyor, hemen hepsi söze ya “çocuk sorunum yok” diye başlıyorlar ya da “çocuk sorununuz var mı?” diye soruyorlar. Bu sorudan her iki tarafın da ortak anladığı şey; sorunlu bir çocuk değil, çocuğun varlığının sorun olarak görülmesi. Bu nedenle de taraflar birbirlerine kendilerini kabul ettirebilmek için çocuklarının anne/baba ya da ayrıldıkları eşte kaldığını söyleyerek kendilerini adeta bir kötülükten, bir çirkinlikten, bir problemden uzaktaymış gibi anlatıyorlar. Birçoğu da karşısındakini kaybetmemek için adeta sahip olduğu çocuklarını yok sayarak konuşuyor. Bunun için de “çocuk bana hafta sonları geliyor veya icabında almayabilirim, görüşmeyebilirim” diyor. Ya da “çocuklarla bir irtibatımız yok, onlar annesinde/babasında/anneannesinde/babaannesinde diyebiliyorlar yüzleri kızarmadan, utanmadan…

Bazıları da “evlenirsek çocuğa annem bakacak, çocuk bizimle kalmayacak” diyor üstüne basa basa… Yeter ki beni al, aman bırakma!

Bu nasıl bir annelik, nasıl bir babalıktır anlamak mümkün değil elbette… Böyle düşünen kişilerin evliliğinden kime ne hayır geleceğini de.

Bir anne ya da baba çocuk sahibi ise ve çocuk o günkü şartlarda diğer eşte kalıyorsa bu o çocuğun artık bir daha kendisine gelmeyeceğinin, kendisinde kalmayacağının bir kanıtı olabilir mi? Çocuk, eşler ayrıldığında kimde kaldı ise o ebeveyn evlenmeye karar verdiğinde çocuğun varlığı madem ki “sorun” olarak görünecek o zaman çocuk diğer eşe postalanacaksa ne olacak?

Vah yavrucaklar! Ananız babanız yeniden evlenirken sizler de sorun olarak görülüyor, oradan oraya gönderiliyorsunuz, hatta birçoğunuz yok bile sayılıyorsunuz ne yazık ki… Yazıklar olsun böyle ana babalara ve onları eş olarak kabul edenlere! Çocukları sorun olarak gören zihniyete yuh olsun diyorum, utanmazlar!

Kendi geleceklerini güvence altına almak için bir yabancıyı evlatlarına tercih ediyorlar. Kendilerine “ çocuk sorunu var mı?” diye soran kişiye, kekeleyerek “aman beni kabul et! Ben çocuğun hakkından gelirim, bu soruna bir çare bulurum, yeter ki benimle evlen!” anlamına gelecek bir sürü sözler söylerken hiç anneliklerinden babalıklarından utanmıyorlar. Çünkü zaten onlar da çocukları sorun olarak görüyor ve aynı soruyu karşılarındaki kişilere utanmadan yöneltiyorlar.

Burada muhtemelen kadın ya da erkek ancak çocuklarıyla bir ilişkisi olmadığını söylediğinde evliliğe kabul edileceğini düşünüyor. İyi de şart mı evlenmek? Daha doğrusu çocukları sorun olarak gören bir anlayışla evlilik yapmak ne kadar doğru olabilir? İnsanda evlat sevgisi, evlat sorumluluğu yoksa yabancı bir erkek ya da kadınla başlatılacak olan bir evlilikte taraflar o birlikteliğin sorumluluğunu nasıl alacaklar? Yani insan, canının parçası olan evlatlarını nasıl bir tarafa koyarak bir yabancı ile birlikte yaşamaya razı olacak? Kadın ya da erkekleri çocuklarından vazgeçmeye götüren bu anlayış nasıl böylesine taraf buluyor? Nasıl insanlar bu durumu, bu soruyu yadırgamıyorlar?

Çünkü gelecek endişesi ana babalığın üzerine çıkıyor ve çocuk sevgisinin üzerini adeta örtüyor ya da çocuk sevgisi biçim değiştiriyor bazıları için. İşin tuhafı gelecekle ilgili endişe ana babaların kendi gelecekleriyle ilgili olarak ortaya çıkıyor. Bu sırada çocukların geleceği hiç dikkate alınmıyor, önemsenmiyor. Anne ya da babalar yalnızca kendilerini düşünüyorlar. Öyle görülüyor ki eşinden ayrılmış ya da eşini kaybetmiş kadın ve erkekler çocuklarıyla olan bağlarını da koparıyorlar, kopartmaya razı oluyorlar.

Ne yazık ki toplumumuzda bazı kadınlar ya da erkekler ikinci, üçüncü evliliklerini yapma çabası içindeyken çocuklarını dikkate almadıkları gibi hatta çocuk sahibi oldukları için korkuyor, utanıyorlar.

Çocukları sorun olarak gören bu zihniyetin sonucu olarak da ihmal edilmiş çocuklar toplumumuzda giderek artıyor. Yeni eşten korkularak çocuklarına sırt çeviren anne ya da babalar çoğalıyor… Ne diyelim… Yazıklar olsun!

Dr. Yüksel Demirel

Psikolog/İletişimci

Paylaş
Paylaş Yorumla Yazdır
Tüm Yorumlar
Yorumlar : 4 yorum
arda. nehir - 2011/03/08
ÇOCUKLARIMIZ BİZİM YAŞAM KAYNAĞIMIZ ONLAR OLMASA HAYATIN BİR ANLAMI OLMAZ BENCE..
oğluşum06 - 2008/11/02
doktorumuz çok güzel açılamış toplumumuzun içinde bulunduğu durumu.kendi evladını hiçe sayıp,hayrı dokunmayan anne babanın başkasına ne hayrı dokunacakki ve onlarında çocukları olmayacak mı.yine ayrılırlarsa bu çocular ne olacak?
bkttckrm - 2008/10/23
ne kadar güzel anlatmış doktor bey. öyle anne babaya mı acımalı yoksa itilen istenmeyen çocuğa mı bilinmez??!!:((


  Doktor Forumları
Biz Bize Forumları
Candan Cana Forumları
Çok Gizli Forumları
Sohbet Odaları


Sitede ara

 

Bebek Kokusu Web Sitesi MediOzon.com - Medicolozon.com Eser Medikal Sağlık Hiz.Tic.Ltd.Şirketi' nin Aile ve Çocuklarımıza hizmetidir.

Bebek Kokusu Sitesinden Uyarı.
Bu sitede yer alan yazıların tümü, bilgi edinmek isteyen ziyaretçiler için hazırlanmıştır. Bu bilgiler, hiç bir zaman hastalık ve diğer sorunlara yönelik teşhis ve tedavi amaçlı olarak kullanılmamalıdır. Yazılar, sadece yazarların bilgilerini, deneyimlerini ve fikirlerini aktarmaktadır. İçeriği başkaları tarafından doğru ve geçerli bulunmayabilir. Sitede yer alan yazı ve resimlerin kopyalanması, her türlü kullanımı ve bilgilerin uygulanması sonucu doğan hukuki, ahlaki, mesleki, sağlık ve yaşamsal sorunlar sadece bu eylemi gerçekleştiren kişilerin sorumluluğundadır. Bunlardan dolayı ortaya çıkabilecek hiç bir sorundan site ve yazarları sorumlu kılınamaz.

Site Kullanım Kuralları, Hukuki Şartlar ve Telif Hakları